Dünya’nın Sonu Temalı 10 Başarılı Film

Bazılarımız gece yatağa yattığında bir zombi istilasında neler yapacağımızı düşünmüşüzdür.

Bazılarımız bir apartman içinde kurtuluş planları yapmış, kimimizse dünya hayatına yeniden tohum serpebilmeyi umut etmiştir. Bazılarıysa bununla ilgili film çekmiş.

Bu listede, Dünya’yı yok etmeyi kafasına koymuş yönetmenlerin mahşerli, vahşetli filmlerini sıraladık.

Arkadaş grubunuzla da paylaşabileceğiniz dünyanın sonu konulu filmler listesi:

1. The Road / Yol (2009)

The Road 2009

Yüzüklerin Efendisi’nden Aragorn (Viggo Mortensen) abimizin oyunculuğu parçaladığı, baba evlat ikilisinin arasındaki duygusallığı iliklerimize nakşettiği bu yapım, bir felaket sonucu insanların yamyamlaşmasına varana dek geçmiş bir zamanda hayatta kalma yolculuğunu konu ediyor.

Post–apokaliptik gibi bir kelime oyunuyla tanımlanabilen aynı isimli romandan esinlenerek beyaz perdeye aktarılmış bir film.

Nedir post-apokaliptik? Apokalips bildiğimiz “kıyamet”. İşte post da bunun hemen sonrası manasında bir şey. Filmde de tam olarak bu dönem anlatılıyor zaten.

Güneş ışığının artık neredeyse yok olduğu, sürekli depremlerin olduğu bir yeryüzünü sahne olarak alan filmde yoğun olarak gördüğümüz renk gri ve tonları. Mükemmel bir ortam kurulduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Dekorlar ve sahneler sizi bu kıyametin içine sürükleyecek, diyaloglar ve olaylar içinizi büyük bir karanlığa boğacaktır.

Mazoşistlerin keyifle, sinemaseverlerin takdirle izleyeceği bu yapım listemizin ilk filmi olarak yerini alıyor.

IMDb: 7,3

2. The Cabin in The Woods / Dehşet Kapanı (2012)

The Cabin in The Woods

Cloverfield’in yazarları tarafından hikâyesi yaratılan bu filmde nelere ah, nelere vah diyeceğimizi biraz şaşırıyoruz.

Herhangi bir kıyamet olacaksa ve işler doğal seçilime kalmayacaksa; genini, DNA’sını çelik kasalarda muhafaza etmemiz gereken Chris Hemsworth, nam-ı diğer Thor abimizin “1978’den beri o yoldan giden geri dönmedi” mizaçlı adamı iplemediği gibi, “yapmayın, etmeyin, yazık günah genceciksiniz!” diyerek başlarını izlediğimiz bu yapımda, umulan/bulunan oranı bir hayli denk. Hatta bulunan şaşırtıcı derecede daha yüksek.

Esasında bu filmde ilk dikkat çeken şey dünyanın sonu temasından ziyade korku teması olsa da, finaliyle “yuh” diyeceğinize eminiz. Ayrıca izleyebileceğiniz en iyi insan ve kurt öpüşmesini de yalnızca bu filmde görebilirsiniz. Spoiler sayılmaz, fragmanda bile var bu sahne.

Konuyu tahmin ettiniz zaten. Bu sefer aralarında şişman ve gözlüklü olmayan bir grup genç ormanda bir kulübede güzel bir tatil yapacaklarını düşünerek karavana atlayıp giderler ve olaylar gelişir.

IMDb: 7,0

3. The Fifth Element / Beşinci Element (1997)

The Fifth Element

TAHTA!!! Yok, yok bu o değil.

Kendisini de oyunculuğunu da çok sevmesem de Bruce Willis’in “eh”, Milla Jovovich’in “oha”, Gary Oldman’ın “şapkayı nereye bırakıyoruz” dedirten performansları ve tabi ki yönetmen Luc  Besson’un hayal gücünü ve mizansenini ağzımızı elimize kapatarak izlediğimiz bu yapımı henüz izlemediyseniz vakit kaybetmeden oturun izleyin.

Tabi ki Chris Tucker’a da hakkını vermek lazım fakat o oynamıyor zaten rolleri genelde yaşıyor.

Konusu da şu şekilde işliyor. 5 yüzyıl içerisinde Dünya, uzaylılar tarafından 5 elementle formülize edilip dini liderlere dağıtılmış, koruması olan bir felaketle karşı karşıya kalacak. Felaketin gerçekleşeceği gün kullanılacak olan 5 element acaba işe yarayacak mı?

IMDb: 7,7

4. Zombieland (2009)

Zombieland

Zombistan diye çevirenlerin toplum içinde taşlanarak hicvedildiği bu yapım, esasında komedi unsurlarını ön plana çıkaran ve cast konusunda yanlış tercihler yapılmış olsa da, yine de başarısından pek de ödün vermemiş olan bir film.

Ayrıca açılış sekansı konusunda da birçok listeye girebilmiş bir yönetmen imzasıyla karşılaşıyoruz. Yüksek kaliteli izleyin, baya güzel iş.

Biraz filmden bahsedelim. Sünepe, yılışık, ezik karakterimiz Columbus, dünya üzerinde tek erkek kalsa kendisine bakmayacak olan Emma Taş’a Stockholm sendromu benzeri bir aşkla tutuluyor.  

Dedik ya dünyada tek erkek kalsa bakmaz, ama film bu ya, bakıyor. Hem de tek erkek olmamasına rağmen. İşte film bu ve benzeri saçmalıkları, absürtlükleri genel olarak konu alıyor. Epey eğlenceli ve atıflı bu yapım, şayet İngiliz komedisine daha yatkın oyuncularla oynansa daha da süper olabilecekken bu haliyle de bizim listemizde yerini almayı başarıyor.

IMDb: 7,7

5. Sunshine / Gün Işığı (2007)

Sunshine

“Güneş sönüyor harlayalım bu ateşi” temalı bu yapımda dünyayı kurtarmaya kim gidiyor? Kaptan Amerika!

Klişelerle yaklaşarak ön yargıyla izleyebileceğiniz bu yapımda da umulan/bulunan oranı şaşırtıcı bir sonuç veriyor.

Sene 2050. Güneş’e bir grup astronot yollanıyor ve başarısız olan bu denemeden 7 yıl sonra bir başka grup daha yollanıyor. Film bu iki grubun birbiriyle teması ve yaşanan anormaliler üzerine kurulu gizem ve Sci-Fi temasıyla izleyici karşısına çıkıyor.

Senarist koltuğunda benzer yapımlardan olan 28 Days Later’ın da senaristi olan Alex Garland var. Filmde durduk yere mistik bağlamlara kapılmalar gibi bazı anlamsız kopukluklar olsa da, diyalogları ve efektleriyle ciddi bir başarı yakaladığı aşikar. İzleyiciyle dalga geçen klişelerden maalesef bazı noktalarda arınamamış. Fakat çok göze batan şeyler değil bunlar. Filmi izleyince bu satırlarda ne demek istediğimiz daha net anlaşılmış olacaktır.

IMDb: 7,3

6. Interstellar / Yıldızlararası (2014)

Interstellar

Bilim dünyası ile sinema dünyasını karşı karşıya getirmiş, birçok platformda Prof. Celal Şengör’e hicivler düzdürmüş bu yapım, aslında tam olarak dünyanın sonu değil. Dünya’nın sonuna sürüklenmiş bir boyutta geçen hikayeyi konu alıyor.

İçinde bilimsel teorilerden tutun da, kara deliklerin davranışları adı altında çekilebilecek bir belgesele, zamanın tekilliği çoğulluğu sonsuzluğu arasında yapılacak bir felsefi tartışmanın konuşulduğu bir televizyon şovuna kadar her şeyi barındıran bu film, elbette yalnızca beyaz perde dalında eleştirilmesi gereken bir iş.

Yönetmen Nolan’ın elbette bilim dünyasına ders olsun diye böyle bir işe kalkıştığını düşünemeyiz. Sinematik olarak da müthiş bir başarı kazandığını da inkar edemeyiz. Filmde fizik hayranlarını sinir edecek hatalar yok değil. Fakat görsellik, akış, oyunculuklar, kurgu her şeyiyle mükemmel.

Dalga teorisini bir kenara bıraktığınız zaman belki de hayatınızda bir film karesinde görebileceğiniz en mükemmel durağan aksiyonu izleyebilirsiniz. Ama zaten bu filmi henüz izlememiş olanları dövüyorlar. O halde listeye eklemiş olmak için yazılmış olmasın ve size bu filmle ilgili muhtemelen bilmediğiniz birkaç şeyden bahsedelim.

Film ne kadar oyunculukları falan övsek de aslında başarısının %99’unu Nolan’ın topladığı bir yapım. Adam bu filmin tamamını tek bir I-MAX kamera ile çekiyor. Karlı sahnede gerçek bir kar fırtınası yaratılıyor ve bu tek kamera jetin ucuna monte ediliyor. Bir de Nolan’ın idareciliğinin güzel bir sonucu olarak oraya çıkan Hans Zimmer müzikleri var.

Neden mi Nolan? Zimmer’a film hakkında sadece baba-çocuk ilişkisinden bahsediyor. Dolayısıyla zorlama bilim kurgu tonlarından uzak durup saf duyguya erişimi yakalayabiliyor. Sinema sektörünün en büyük imdat çağrısı olan CGI, bu filmde neredeyse hiç kullanılmadı. Robotlar bile tamamen el emeği ile hareket ettirildi. Bu tür şeyleri bildikten sonra tekrar filmi izlerken daha büyük keyifle izleyeceğinize eminiz.

IMDb: 8,6

7. Children of Men / Son Umut (2006)

Children of Men

P.D James, aynı isimli kitabından uyarlanmasına izin vermiş bu yapım için. iyi ki de vermiş.

Sene 2027. Artık üreme faaliyetleri durmuş. Sigara, alkol, GDO derken sperm kalitesi bitmiş, yumurtalar çürümüş, döllenme yok desek de filmde kısırlığın sebebi kadına yüklenmiş ve dram dozajı birazcık daha artırılmış.

Ne acayiptir ki bu sefer olay New York’da değil, Londra’da geçiyor. Yine İngiliz kökenliler dünyayı kurtaracak. Böyle koruma altında bir bölge Londra fakat buraya gelmek isteyen yüzlerce mülteci de var. Bu ortamda hamile kalabilen tek bir Afrikalı kadın var ve olay baş karakterimiz Theo’nun bu kadını Tomorrow adlı gemiye ulaştırabilmesi üzerine kurulu.

Film konu ve işleniş olarak baya başarılı. Uzun aksiyon sahnelerinde genelde tek plan kullanılmış. Filmin çekim, efekt gibi başarılarının yanı sıra dikkat çekici bir diğer yönü de çok fazla politik gönderme içeriyor olması. 11 Eylül psikolojisine göndermeler yer yer karşımıza çıkıyor ve bunu destekleyen Amerikan politikaları eleştirileri, Vandalizm, terörizm vurguları. Yaratılan distopyayı sinematik bir keyif ve ruhsal bunalımla tamamlayarak izleyebileceğiniz bir yapım olmuş.

IMDb: 7,9

8. The Mist / Öldüren Sis (2007)

The Mist

Stephen King de dünyanın yok oluşuyla kafayı bozmuş kurgu romancılarından birisidir. Ve iyi ki bozmuş, çünkü harika işler koyuyor ortaya. Bu filmimiz de kitaptan uyarlama.

“İkiden fazlamızı bir odaya koy, taraf belirler ve birbirimizi katletmek için bahaneler üretiriz. Sence siyaset ve dini neden ortaya çıkardık?”

Bu müthiş tespitin de içinde yer aldığı yapımımızda, ortalığı kasıp kavuran bir fırtına sonrası kasabayı göz gözü görmeyecek şekilde bir sis kaplıyor. Oğlu ve takıştığı komşusuyla birlikte bir süper markete gittiğinde sise yakalanan başkahramanımızın da içinde bulunduğu küçük bir insan topluluğu süper markette mahsur kalıyor. Sisin içinde bir şeyler var ve çıkan ölüyor. Film boyunca karakterlerin ruhsal değişimlerini izliyoruz ve sürpriz finaliyle de can evimizden vuruluyoruz.

Konu ve akış açısından çok başarılı olsa da görsel efektlerin yeterliliği konusu tartışmaya açık. Beklentiniz doğrultusunda buna siz karar verin.

IMDb: 7,2

9. Strangelove or: How I learned to Stop Worrying and Love the Bomb / Dr. Garipaşk veya: Nasıl Kaygılanmayı Bırakıp Bombayı Sevmeyi Öğrendim (1964)

Siyah beyaz film severlerin mutlaka izlemesi gereken bu filmde ilk dikkat çeken unsur, herkesin savaş aşığı olduğu vurgusu.

Açılışta uçan uçakların ardından çalan romantik müzik, suikast materyallerine hayran bırakırcasına bir duygu yüklüyor izleyicisine. Kara mizah yapımlar için kült bir örnek teşkil eden filmimizde ironiler ve komik unsurlarla anlatılan bir savaş hikayesi konu ediliyor.

Gerçek bir olayın içinde kurgulanmış ve göndermelerle ustaca bezenmiş yapımın hikayesine göre; akli dengesi yerinde olmayan General Jack D. Ripper, ki bu isimde seri katil Jack the Ripper göndermesi var, Sovyet Rusya’nın Amerikan içme sularına kimyasal saldırı düzenlediğini öne sürerek Rusya’ya nükleer saldırı emrini verir. İpini de kuşağını da yayan sınır filoları böyle bir emri beklemiyor ve kart falan oynuyorlardır.

Saldırı için iptal emri başkandan gelir fakat emrin iptali için gereken kod o an için ulaşılamaz olan General Ripper’dadır. Sovyet temsilcilerinin toplantı esnasında “Eğer bu bomba Sovyet Rusya sınırları içinde bir yere düşerse Dünya’yı yok edecek ‘Mahşer Günü’ adlı bombayı salarız!” gözdağının üstüne işler iyice karmaşık bir hal alır.

Filme ismini veren Doktor Garipaşk ise Alman bir bilim insanı ve hem teknoloji aşığı hem de ironik bir şekilde kendi teknolojik kolunu kontrol edemeyip rezil olan militarist bir adam. ‘Mahşer Günü’ bombasının ateşlenemeyeceğini söylerken mühendisliğine duyduğu hayranlığı da gizleyememesi kara mizahını ortaya koyuyor.

Stanley Kubrick imzalı bu yapımı hala izlemediyseniz hemen başına geçmeniz gerekiyor.

IMDb: 8,5

10. Dawn of the Dead / Ölülerin Şafağı (2004)

Dawn of the Dead

Veba tüm dünyayı esir etmiştir ve bir grup insan bir alışveriş merkezine sığınarak kurtulmayı umut etmektedir. İyi bir ekip olurlarsa kurtulmaları mümkündür. Konusunu böyle özetleyebileceğimiz bu filmde dikkat çekici unsur, alt metinlerdeki sosyal mesajlar diyebiliriz. Tüketim toplumunu zombi metaforu şeklinde düşünerek izlerseniz film daha fazla anlam kazanıyor.

Aslında bu bir yeniden çevrim. 1978 yılında George Romero tarafından çekilen üçlemenin aynı isimli ikinci filminden çevrim. Bu versiyonu Justice League, Batman ve Superman, Watchmen ve 300 Spartalı gibi yapımlardan tanıdığımız Zack Snyder çekti.

Korku unsurlarının yanında mizahi bir yapısı olan filmde ilgi çekici başka bir özellik ise renk seçimleri. Reklam konseptlerinden alışık olduğumuz canlı renklerin kullanılması değişik ve güzel bir sinematografi kazandırmış.

Filmi alışveriş merkezi sinemalarında son seansta izleyip de çıkarken boş koridorlarda yürümenin çok eğlenceli olacağı bu yapımı, maalesef bu atmosfer olmadan izlemek durumundasınız. Fakat kaçırılmaması gereken bir yapım olduğunu belirtelim. İyi seyirler!

IMDb: 7,4

Ahmet Can İlhan

Araştırma bağımlısı, çok okuyan, çok gezen, az bilen, öz bilen.

@ahmetcanilhan

  • 90’lı Yılların En İyi 15 Bilim Kurgu Filmi

  • En İyi Bilim Kurgu Filmleri Listesi – 2000’li Yılların En İyilerinden 27 Tavsiye

  • Hayatta Kalma Konusunu İşlemiş En İyi 50 Film

  • Uçak Kazası Temalı 10 Muazzam Film

  • Tüm Zamanların En İyi 18 Zamanda Yolculuk Filmi

  • Türk Kahvesinin 5 Muhteşem Faydası

  • Okuyunca Şaşıracağınız 5 İlginç Tesadüf